“Zulüm bizdense, ben bizden değilim.”
 
 Sizden kilometrelerce uzakta atan bir kalbin acısını hissetmektir belki de insan olmak. O acıya merhem olabilmek için canından dahi vazgeçmek. Bu “insan”lardan biridir bugünki yazımızın konusu: Rachel Aliere Corrie. Uluslarası Dayanışma Örgütü ISM’nin gönüllülerinden, tüm dünyadaki haksızlıkların son bulması gerektiğini savunan bir barış aktivisti.
 
 Çok genç yaşında bu bozuk dünya düzenine başkaldırıp kardeş şehir projesiyle Gazze’ye gitmiş ve kendisinin yaşadığı, dünyanın en zengin topraklarıyla bu çocukların yaşamak zorunda bırakıldığı en fakir topraklar arasındaki uçurumu en açık şekilde görmüştür. Bu duruma göz yummak yerine fikirleriyle bir şeyleri değiştirmeye çalışmış, öğrenmiş, etkilemiş ve etkilenmiştir.

  Filistin’de tanıştığı eczacı arkadaşı Samir Nasrallah’ın ailesinin evini yıkmaya çalışan bir grup İsrail buldozerine karşı eylem yaptığı sırada üzerindeki turuncu fosforlu yeleğe rağmen buldozer operatörü tarafından görülmemiş (!) ve buldozerin altında kalarak hayata gözlerini yummuştur. Bu insanlık dramını ve içinde bulunduğu durumu ölmeden önce şu sözlerle ifade etmişti Rachel:

  “İnsanların yaşama kabiliyetlerinin sistematik bir şekilde yıkılmasına şahitlik ediyormuşum gibi hissediyorum. İnsanlarla akşam yemeğine oturuyorum ve bazen şunun farkına varıyorum: Kocaman bir askeri makine bizi kuşatmış ve bu makine, birlikte yemek yediğim insanları öldürmeye çalışıyor.”

 Bu vefa ve ahlaki olgunluğuyla o buldozerin karşına çıktı Rachel Corrie. Ailesi de onun davasına olan inaçlarını göstermek ve Rachel’in maruz kaldığı haksızlığı gözler önüne sermek adına İsrail’e bir dolarlık tazminat davası açtı. Tazminatta istenen rakam, onların bunu yalnızca haksızlıklara dikkat çekmek ve kanayan bir yaraya dayanak olmak için yaptığını tüm dünyaya gösterdi.
 
 Mahkemece haklı çıkamasalar da birçok insanın yüreğinde o gökyüzünün ağladığı kadın olmayı başardı. Yalnızca bununla da kalmadı, 2006 yılından itibaren Rachel Corrie’nin anısına ithafen ölüm tarihi olan 16 Mart “Dünya Vicdan Günü” ilan edildi. Ve belki de bu onun gerçekleştirdiği en etkili eylemdi. Çünkü milyonlarca insanın yüreğini fethetti. 

Merhaba arkadaşlarım, ailem ve diğerleri;
7 Şubat 2003
Filistin'e geleli şu anda iki hafta ve bir saat oldu, buna rağmen gördüklerimi anlatmakta kelime bulamıyorum. Benim için en zoru, Birleşik Devletler'e mektup yazmak için oturduğum zaman burada olup bitenler hakkında düşünmek—lükse açılan sanal geçitle ilgili bir şey. Buradaki çocukların pek çoğu hiç evlerinin duvarlarındaki tank mermisi delikleri, ve bir işgal kuvvetinin onları yakın civarlarda sürekli izleyen kuleleri olmadığı bir gün yaşamış mıdır, bilmiyorum. Tam emin olmasam da, bu çocukların en küçüğünün bile, her yerde hayatın böyle olmadığını anlayabildiğini düşünüyorum. Ben buraya gelmeden iki gün önce sekiz yaşında bir çocuk bir İsrail tankı tarafından öldürülmüş, ve çocukların birçoğu bana onun ismini mırıldanıyor, “Ali”—veya duvarlarda onun posterlerini gösteriyor. Çocuklar bana “Keyf Şaron?” “Keyf Bush?” diye sorup, beni kötü Arapçamla konuşturmayı da çok seviyorlar, ben “Bush Mecnun” “Şaron Mecnun” deyince de gülüşüyorlar. (Şaron nasıl? Bush nasıl? Bush deli. Şaron deli.)

Elbette tam olarak düşündüğüm bu değil, ve İngilizce bilen bazı büyükler de sözümü düzeltiyor: Bush miş Mecnun... Bush bir işadamı. Bugün “Bush bir maşadır” demeyi öğrenmeye çalıştım, fakat tam doğru çevirisini öğrenebildiğimi düşünmüyorum. Her neyse, burada, küresel hiyerarşinin işleyişinin, benim yalnızca iki yıl kadar önce olduğumdan çok daha iyi farkında olan sekiz yaşında çocuklar var—en azından İsrail konusunda.

Gene de, hiçbir okuma, konferanslara katılma, belgesel izleme ve kulaktan dolma bilginin beni buradaki durumun gerçekliğine hazırlayamayacağı düşüncesindeyim. Görmeden bunu hayal edemiyorsun, ve gördükten sonra bile, bu deneyiminin hiç de o gerçekliği bütünüyle yansıtmadığının farkındasın: İsrail Ordusu'nun silahsız bir ABD vatandaşını vurması durumunda karşılaşacağı zor durum, ve ordu kuyuları yıktığında benim gene su satın alacak paramın olacak olması, ve elbette, her zaman terk etme şansımın bulunması. Benim ailemden hiçkimse, memleketimde hiçbir insan bir ana caddenin sonundaki kuleden bir roketatar tarafından, arabamızla giderken vurulmadı. Bir evim var. Gidip okyanusu görme hakkım var. Gene benim için, bir duruşma yapılmadan aylarca ya da yıllarca bekletilmek de çok zor bir ihtimal. (bunun sebebi, diğer çoğundan farklı olarak, beyaz bir ABD vatandaşı olmam)…
-Rachel Corrie
Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×