Erteleme Eğiliminin Tarihçesi

Literatürde yazınlar incelendiğinde görülecektir ki erteleme kavramı ortaya atıldığında/görüldüğünde kullanılan ilk terim “tembellik” olmuştur. Bu terimin kullanılmasının anlamlılığı Ortaçağ rahiplerinin yaşantılarına dayanmaktadır. Tembellik davranışı rahip ve manstırca bir günah olarak tanımlanmış ve genel olarak öğlen vakti diye nitelendirilmiştir. On üçüncü yüzyıla gelindiğinde ise Saint Thomas Aquinas isimli bir aydın tarafından tüm insanlar için işlenen bir günah olarak adlandırılmış ve kendisinin yazmış olduğu Yedi Ölümcül Günah arasında bu terim de yerini bulmuştur. (Mortimer, 1962.Akt.:Farran, 2004: 8). Ortaçağ dönemlerinde tembellik, bireyin davranışlarında kendini gösteren ihmal ve bir bitkinlik durumu olarak tanımlanmıştır. Bu zamandan günümüze gelen kadar bireyin yaratıcılığını ve üretkenliğini engelleyen baş düşman olarak görülmüştür. Daha sonra 19. yüzyılda Samuel Johnson farazi terimler içinde bu işlevsizliğin menbaını analiz etme çabası içine girmiştir.

Samuel Johnson öncellikle bireyi tembellik yapmaya yönlendiren temel üç adet psikolojik sorun ileri sürmüştür. Bu üç neden sadece nevrotik etmenlere bağlı olarak erteleme eğiliminin güncel olan genel görüşünü ifade etmektedir.  Bu umumi yanlış anlayış bugüne dek varlığını sürdürmüştür. Samuel Johnson’un üç psikolojik nedeni:

1.Aşırı düzeyde şişirilmiş benlik imajı 
2.Tüm işlerde mükemmel, en iyi olma isteği 
3.Acıdan kaçınma, acıyı erteleme arzusudur. 

Bu içsel sıkıntıların ve kaygıların bir sonucu gibi görülen erteleme eğilimi tanımı, genel terimsel oluşumun bir başlangıcı gibi görünmektedir.

William James ise, erteleme davranışının psikolojik ve fizyolojik etkilerini incelemiştir. Erteleme davranışının yalnızca ruhsal durumlarla değil aynı zamanda listeleme, öncelikleri belirleme ve rutin egzersizler tipindeki davranışsal farklılaşmalara da karşı çıkan psikolojik mizacın ve tembellik durumunun bir sonucu olduğunu gözlemlemiştir (Akt.: Farran, 2004:8).
 
Ellis ve Knaus (1977) kendi klinik tecrübelerinde karşı karşıya geldikleri devinimsel olaylar vasıtasıyla erteleme eğilimine yönelik bilişsel davranışçı yaklaşımı derecenlendirip nitelendirmişlerdir. Ek olarak erteleme eğilimini, ruhsal bir rahatsızlık olduğu genel inancından uzaklaştırmalarına karşın, hala niteliksizliğin zihinde başladığı genel yargısına bel bağlamış durumdadırlar. Örnek gösterilecek olunursa, bu araştırmacılar mental durumlar (korkular, kaygılar ve öz eleştiri) ile davranışlar (ertelemeler) arasında bir bağlantı olduğunu iddia etmektedirler. Bunlar, erteleme eğiliminin davranışsal görünümünü açığa çıkaran nedensel ajanlar olarak tanımlanan neden ve etki ilişkisinde bir metod gibi net olarak ilişki görmüsşerdir. Onlara göre bu bağlantı neden sonuç ilişkisi gibi bir ilişkidir.

İncelemecilerin bilişsel ve davranışsal etmenlerin karşılıklı etkileşimlerini araştırmalarını son on yıla dayanan bir durum değildir. Bu olgusal ilişlileri ilk olarak Lay’ın (1987) kişiliğin beş büyük etkileyeni ve Eysenck’in kişilik boyutları çerçevesinde erteleme eğiliminin kişilik derecelerini araştırmışlardır. Görüldüğü gibi alışkanlık seviyelerinde erteleme eğilimine sahip olan bireylerin kişilik özellikleri ile Eysenck’ in ortaya attığı kişilik modelinin nevrotik düzensizlik boyutu ile ilişkili olduğu görülmüştür. Aynı zamanda erteleme davranışının zamanı ve hayatı yönlendirme özelliğinin Eyscenk tarafından açıklanan kişiliğin bilinçlilik boyutu ile aynı paydada buluştuğu görülmüştür.

Erteleme Davranışının Amacı ve Boyutları

Erteleme davranışının amacı anlık rahatlama ve baskılamadan kurtulma gibi tanımlansa da uzun vadede bireyi olumsuz olarak etkilediği çeşitli araştırmalarla ortaya konulmuştur. Bazı araştırmacılar ertelemeyi, amaca hizmet eden stratejik bir kaçınma yöntemi olarak ifade etmişlerdir (Ferrari ve Beck, 1998; Eerde-Van, 2003). Tanımlarının başkalaşmasına rağmen erteleme açıklamalarının ortak özelliğinin “Öncelikli olarak gerçekleştirilmesi gereken ile önceliği olmayanın yer değiştirmesi, daha az önemli olanın öne alınması.” olduğu söylenebilir. Bunun yanında ertelemenin vazifeyi geciktime yahut vazifeden kaçınma gibi yalnızca davranış boyutunda değil, duygusal ve bilişsel boyutlarda da kendisini gösterebileceği unutulmamalıdır (Özer, Demir ve Ferrari, 2013).

Bireyin erteleme eyleminin farkına vardığı anda kendisini reddetmesi, yetersizlik hissetmesi, suçluluk duyması, hilekarlık hissini yaşaması, utanç duyması, gerginliği ve panik hissetmesi erteleme davranışının duygusal boyutunu temsil etmektedir (Binder,2000). Bunun yanı sıra Knaus (1998)’a göre erteleme yapanların daha çok üzüntü, kin, depresif ruh hali, umutsuzluk, kırgınlık, öfke gibi çeşitli duygu durumlarını yaşaması ertlemenin duygusal boyutunun örneklerindendir. Ayrıca bireyin ulaşmak istediği idealler ile yaptıkları-ettikleri arasındaki fark ise erteleme davranışının bilişsel boyutunu ortaya koymaktadır (Ferrari, 1994; Blunt ve Pychyl, 2000). Senecal’a göre ise ertelemenin davranışsal boyutunda, yapılması gerekli olan ya da alınması gerekli karara ayrılan vakit gereksiz bir harcama olarak görülmektedir (Senecal ve diğerleri, 1995).

Erteleme Davranışına Kuramsal Bakışlar

Erteleme davranışı ilk olarak psikoanalitik yaklaşımı benimseyen kuramcılar tarafından ortaya konulmuştur. Psikoanalitik yaklaşımı benimseyen araştırmacılar, çoğunlukla sergilenen bu erteleme davranışının kaçınma bağlantılı bir başa çıkma metodu olduğunu söylerken (Alexander ve Onwuergbuzie,2007; Ferrari, Johnson ve McCown,1995), tıpkı tanımlanmasında olduğu gibi somut ortak  bir noktaya ulaşılamamıştır. Örneğin bilişsel davranışçılar, erteleme eğiliminin bireyin zihninde ürettiği irrasyonel düşüncelerden ve somut dayanağı olmayan, akıl dışı inançlardan kaynaklandığını savunmuşlardır (Burka ve Yuen,1983; Ellis ve Knaus,1997). Fakat davranışçı yaklaşımı benimseyen kuramcılar erteleme davranışını, bireye kısa vadede haz, mutluluk ve rahatlama hissi veren öğrenilmiş bir davranış olarak tanımlamışlardır (Lamba,1999).
Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×