“Yıldızdan geç Yunus, artık güneşe bak!”
 

  Hepimiz Emre’yi biliriz fakat çok azımız bunun ardındaki hikayeyi merak eder. Yunus Emre, en açık tabiriyle Aşık Yunus. Latince Amore kelime kökünden türeyen “emre” bizim kullandığımız biçimde “aşık” anlamına gelmektedir. Bu yüzdendir Yunus’un Emre olmadan anılamayışı.

  Çünkü bir şair, bir eren, Taptuk dergahında bir derviş olmasından önce gelir onda aşıklık istidadı. Rivayetler muhtelif olsa da, su götürmeyen tek doğrudur bu. Kimisi Sitare der adına, kimisi Elif; kimisi Taptuk der namına, kimisi Mabud. İsmi ne olursa olsun irşadı şiirinde yaşatan bir Hakk dostudur o.
 
  Yazdıkları yüzyıllar ötesinden bugüne dek ulaşmış ve hala da geçerliliğini koruyabilmiş ender nefeslerden biridir. Biyografik romanların arasında da onun hayatını en iyi işleyen roman ise hiç şüphesiz Od’dur. Ateşin aşktan geçen yolu. İskender Pala’nın o ağdalı anlatımından ve biyografik romanların sıkıcılığından eser olmayan bu yapıtta Yunus, hayatının her aşamasıyla ve en ince ayrıntısına kadar kurgulanmıştır.

   Leyla’dan Mevla’ya uzanan bu yolculuğun nihayetinde ise Sitare’den (yıldız) geçmiş ve güneşi (Rahman’ı) bulmuştur. Tabii bu dile getirildiği kadar kolay olmamış, nice zahmetleri de beraberinde getirmiştir. Kibir yürekten silinene dek bilinenler unutulmuş ve “ben bilmem.” virdi düstur edinilmiştir Yunus’un kaleminde. Kıtmir’e dost olunmuş, masivadan geçilmiştir. Anlatmakla bitmeyen dertlerin sinesinde gönül uyutulmuş ve ilelebet yankısı ses bulmuştur aşkın.

  Daha fazla ipucu verip heyecanınızı dindirmek istemediğimden sözü Od’un kalbindeki Yunus’a devredeyim:

  • Kimisi bilmem der, bilir; kimisi bilir bilmezlenir. Kimisi bilmediğini bilmez, bilirim der; kimisi bildiğini bilmiyor zanneder. Bilmemeyi bilmekle bildiğini bilmemek aynı değildir. Kurtulanlar, bilmediğini bilenlerle, bildiğini bilmeyenlerdir. Onlar birbirini bilir, birbirinden bilir, birbiriyle bilir.

  • Lakin sen onun her yerde ve her şeyde hazır olduğunu fark etmekle yetinmiyor, bir de madde gözüyle görmek istiyorsun. O senin gördüğün her şeyde vardır; bir yaratıcı olarak , bir düzenleyici ve hayat verici olarak. Çünkü O öncesiz ve sonrasızdır; değişmez ve dönüşmezdir; her şeye gücü yeten ve her şeyi bilendir.

  • Alemde sevgiden büyük umut da, sevgiden öte korku da yoktur. Sevgiliden korkmak, korkunun en yüksek derecesi, sevgiliden umut etmek umudun en yüksek kertesidir. Sevgilisi olmayan biri, yaşadığını sansa da yürüyen bir ölüdür.

  • Birbirimizi o derece sevdik ki, sonunda seven ile sevilenin sıfatları değişti, huylarımızı karşılıklı huy edindik. İkimiz de kendi ihtiyaçlarımızdan geçip, yekdiğerimizin ihtiyaçlarını düşünür olmuştuk. Artık ben dediğimiz de aslında sen demiş oluyorduk. Anladım ki insan, bu dünyaya bir dava için değil bir sevgi için gelebilir.

  • İlk rastladığı kişiye mutlaka - "Doğruluk mu daha büyük meziyettir, yoksa yiğitlik mi?" - diye sorar, cevap ne olursa olsun, -"Bütün insanlar doğru olsaydı yiğitliğe lüzum kalmazdı'" -derdi.

  • Uzun bekleyişlerin kalbe yansıyan ihtilalleri olur Molla Kasım; geceler boyu yalnız ve sessiz beklerken pek çok şeyi yeniden düşünür insan. Hani yabancı bir sesi duymak isteyen nöbetçi kulaklar, kendi iç sesini dinleye dinleye sabah eder ya! Neler neler söylemedi içim o uzun bekleyiş gecelerinde, neler neler kurdum içimden, bilsen.

  • Sitare'ye çeyiz olarak verebilecek hiçbir şeyim yoktu ama ona gönlümden bir ev yaptım. Bütün duvarlarında onun nakışları olan, bütün pencerelerinden ona bakılan, bütün kapılardan ona varılan bir ev. İçinde çörek otundan güneşe kadar her şeyin olduğu bir ev. Sitare bana “Yunus!” dedi, parmağını kalbimin üzerinde gezdirerek.

Bana, "Yunus!" dedi, parmağını kalbimin üzerinde gezdirerek: "Burası kalbinin en değerli yeridir. Burada siyah bir nokta vardır. Canın canı, sevenin cananı buradadır. O nokta, yoğun bir damla kandan ibarettir. Adına 'süveyda' yahut 'seva' derler. Siyaha çalan rengi yüzündendir bu isim. Çümkü, sevda kara talih içinde, o kara kan damlasında büyür. Bütün tecelli denizleri, bütün aşk fırtınaları, işte o bir damla kanda dalgalanıp çırpınır. Aşırı sevgi bu damlayı tahrip edip dağıtırsa, parçaları bütün vücuda dağılır. Aşk, işte bu dağılmanın adıdır ve o dağılırsa âşık artık ne yaptığını bilmez olur."


Sevgiyle…

Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×