1868’de Yamburg’da yoksul bir ailenin çocuğu olarak dünyaya gelen ve uzun bir süre Finlandiya’da kalan yazar, “Beyaz Zambaklar Ülkesinde” isimli eserinde, küçük ve geri kalmış bir sömürü ülkesi olan Finlandiya’nın kısa bir süre içerisinde eğitim ve kültür alanlarında nasıl kalkındığını anlatır. Bu kitap, geri kalmış bir ülkenin nasıl kalkındığını aşamalarıyla anlatan ve diğer tüm gelişmemiş ülkelere yol gösterebilecek nitelikte önemli bir eserdir.
 
 Suomi’nin, yani bataklıklar ülkesinin, geçmişinin portresini çizen yazar daha sonraki bölümlerde Snelman ve vatansever yenilikçilerin sayesinde bir bataklıktan nasıl beyaz zambaklar çıkarılacağını ince ince işler. Kiliseden kışlaya, memurlardan halka kadar her kesimin eğitimini büyük bir sabırla şekillendirir ve süregelen çarpık düzeni değiştirmeyi başarır. Kitabın belirli bölümlerinde bu kitlelerin eğitiminde rol oynayan etkenleri yalın bir dille anlatır.

  Birtakım değerleri kazandırırken bunları sağlam bir zemine oturtmayı başaran yazar, anlattığı her ilkeyi bir hikayeyle destekler. Thomas Gulbe’dan Karokep’e kadar her hikayenin kendi içerisinde bir mesaj barındırdığı ve bunun herkesin farkına varabileceği kadar yalın ifadelerle dile getirildiği bölümler kitabın büyük bir kısmını oluşturur.

  Bu ifadelerden benim en çok hoşuma giden “Devlet Tiyatrosu” benzetmesidir. Sözü edilen tiyatronun zemini sağlam olmadığı için temele kalın tahta kazıklar çakılır ve kalın taş duvarları da bu kazıkların üzerine örülür. Zamanla binanın duvarlarında çatlaklar meydana gelir. Bunu gören mühendisler binayı yıkmak yerine temeli açarlar, çürüyen tahta kazıkların yerine sağlam granit taşları yerleştirerek temeli baştan sona yenilerler. Böylece eski bina sağlamlaşmış, tehlikesiz bir duruma getirilmiştir. Bu olayın sonunda yazarın yorumu etkileyicidir. “Devlet tarihi ve milletlerin hayatı da Moskova’daki Devlet Tiyatrosu binasına benzer. Devlet düzeninin eski temelleri, milletleri yönetmenin eski şekilleri, o zamanlar için ne kadar yetersiz görülmüşse de bu temeller, bu eski yönetim tarzları artık zayıf ve yetersizdir. Ünlü bir atasözü vardır: Yeni toplumlar kendileriyle birlikte yeni şarkılar getirir.”  Bunun yanı sıra yazarın dünya görüşünün genişliğinden ve bilgisinden de ayrıca etkilendim. Bazı bölümlerde döneminin getirdiği yeniliklere ayak uyduramayan güçlü devletlerin kötü talihinden bahsederken yaptığı analizler ve verilen örneklerin içerisinde yer alan Osmanlı, kitapta sözü edilen ‘Her millet layık olduğu yönetime ve yöneticilere sahip olur.’ sözündeki hadis esintisi ve Hz.Muhammed örneğine yer verilmesi dikkat çekici unsurlardandı. En göze çarpan tespitlerden birisi de geri kalmış devletlerin gelişmiş ülkelerin kötü birer kopyacısı olmasının eleştirilmesi olduğunu söyleyebilirim. İngiliz hayatının kötü birer kopyacısı olan Finler yahut tüm Avrupa gibi.
 
Kitabın katkısının olacağını düşünüyorum. Özellikle Snelman, bir eğiticinin nasıl olması gerektiğinin en güzel örneğiyken yararlı olmaz demek biraz farazi olacaktır. Sadece Snelman değil Petrov da düşüncelerinin geniş penceresiyle gerçekten örnek alınması gereken bir insan. Bizlerse sanıyoruz ki bir tek kendi tarihimizi bilmekle yeterli olgunluğa kavuşacağız, yaşamımızı yönlendirebileceğiz. Oysa öğrenmeye kendimizi açsak, kendimiz gibi olmayanları da kabullenme erdemini gösterebilsek belki o dar pencerenin ötesine geçebiliriz. Ama hata yapmaktan korkmamayı öğrenmemiz gerekiyor. Bir kere düşünün! Kapkaranlık, büyük bir evin içinde dolaşıyorsunuz. Yüzlerce odanın içinde türlü türlü eşya var. Fakat zerre kadar ışık yok. El yordamıyla gidiyorsunuz. Elbette bir şeyler kırılır, hem başkasının değerli eşyasını parçalar hem de kendinizi yaralarsınız. İnsan böyle bir yerde bulununca suçlu mu olur, yoksa ışıktan yoksun bir talihsiz mi? Bence ikincisi. Çünkü o ışık eğitimdir. Ona ulaşıncaya kadar elbette bazı zararlar göreceğiz, bazı şeyler kırılacak. Ama yola devam edersek ve ışığa ulaşabilirsek o türlü türlü eşyanın varlığına vakıf olabileceğiz. İşte benim bu kitaptan öğrendiğim en değerli şey bu.

  Kitabı kesinlikle tavsiye ediyorum, çünkü 94 sayfa. Bir buçuk saatte bitiyor.  Bunun yanı sıra, eğer bir eğitimciyseniz literatürde yazılı eğitim tanımlarının ötesinde size bir eğitim felsefesi kazandıracak kalitede bir eser. Üstelik yalnızca bir hikaye değil, gerçeklik. Biliyoruz ki Fin eğitim sistemi dünyanın bir numaralı eğitim sistemi olarak biliniyor. Bir bataklığın zambaklar diyarına dönmesi Grigory Petrov’un değil Fin halkının yazdığı bir hikaye, nasıl gerçek olmaz?
 
Grigory PETROV (2010). Beyaz Zambaklar Ülkesinde. İstanbul: Akvaryum Yayınları
Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Avatar
cek 4 ay önce

luka mcdonald a bi papazdan ve onun yazdığı kitaptan bahsediliyor bu konuda kitabın gercekciligi konusunda bi arastırma yapan varmı ? eger kitap gercekten varsa almayı düşünüyorum