Hayata gözlerini açan her insan kendisini bir dinî geleneğin veya kültürün içerisinde bulur. Gelişme aşamasında dinî bilgilerle, telkinlerle, uygulamalarla karşı karşıya kalır. Gördüklerini/kendisine öğretilenleri, araştırarak öğrendikleri ile mukayese eder. Böylelikle kişisel anlamda “dindarlık” denilen yaşantı yapılanmaya ve ortaya çıkmaya başlar. En genel tanımıyla dindarlık; “kişi, grup ya da toplum tarafından bir dinin inanç ve öğretilerinin belli zaman ve şartlarda yaşanması”dır.

     İnsanlar dinlerine farklı kademelerde bağlanırlar ya da dinin çeşitli unsurlarından kendilerince bir din anlayışı oluştururlar. Bu din anlayışları doğrultusunda kendilerini belirli derecelerde dinlerine verirler. Fakat bundan daha mühim olan şey; dinin gereklerini yerine getirmedeki esas niyet ve ulaşılmak istenen amaçtır. Dinî niyetin saf ve katışıksız olması kadar, dindışı başka maksatlara yönelik olması da mümkündür. G.W. Allport tarafından iki temel tip halinde ele alınıp tanımlanan dindarlıktaki bu farklı yönelimler, Batson ve Ventis isimli araştırmacılar tarafından eklenen üçüncü bir tip dinî yönelim ile birlikte “üç temel dindarlık yönelimi tipi” şeklinde karşımıza çıkmaktadır.
 
1. Dış Güdümlü Dindarlık


     Dinî değerlerin birinci derecede önem ve anlam taşıyan bir konuma sahip olmadığı kişilerdeki dindarlık yönelimi “dış güdümlü dindarlık” şeklinde isimlendirilmektedir. Bu anlayıştaki şahıslar, dinlerini kişisel isteklerine ve hedeflerine ulaşmada elverişli bir araç olarak görmeye meyillidir. Bunların açısından din; toplum içerisinde bir makam/mevki elde etme, başkalarının gözünde değer ve itibar sahibi olma, eksiklikler için telâfi sağlama, korkuları yatıştırma, güven veya rahatlık sağlama gibi isteklerini gerçekleştirebilmek ve bu ihtiyaçlarını karşılayabilmek için oldukça uygun bir vasıta olarak görünmektedir. Bu tipteki dindarlıkta hoşgörüye yer yoktur, mensupları tarafından katı ve tutucu tutumlar sergilenir. Çünkü din onların isteklerine ve ihtiyaçlarına hizmet ettiği ölçüde değerli/önemlidir.

     Dış güdümlü dindarlık yönelimine sahip olan kişiler dua ve ibadeti inandıkları yaratıcıya karşı sorumluluk veya tapınma görevinin bir gereği olmaktan ziyade başları sıkıştığında başvurulan geçici bir ilişki olarak algılarlar. Dolayısıyla dinlerini ve inandıkları yaratıcıyı, kendilerinin veya içinde bulundukları toplulukların istek ve taleplerini yerine getirmesi gereken bir konumda görürler.

     Dış güdümlü dindarlık yönelimine sahip olan kişiler kendi içlerinden gelmeden, benliklerinden veya arzularından vazgeçmeden inandıkları yaratıcıya yönelirler. Kendilerini dinî değerler doğrultusuna sokup karakterlerini bu değerlere uygun olacak şekilde uyarlamaktan ziyade dinî değerleri kendilerine göre uyarlarlar. Onlar için din ve yaratıcı, nefsin hizmetinde ve savunmasında kullanılan bir araçtan başka bir şey değildir. 

2. İç Güdümlü Dindarlık


     Dini değerleri iyice benimsemiş, sağlam kişilik sahibi kimseler için din; bütün benliği kuşatır ve hayatta karşılaşılan her konuda başvurulması gereken tek kaynak olarak görülür. Kişinin karakterinin merkezinde yer alan iman, bütün davranışlarının etki ve denetim odağı olur. Yani iç güdümlü bir dindarın davranışlarını sahip olduğu iman şekillendirir. Bu şahıslar yaratıcının rızasını kazanma amacı güderek kendi istek ve arzularından vazgeçerler, kendilerini dinlerine adarlar.

     İç güdümlü dindarlar için din; dıştan gelen bir değer değil, daha çok kişiyi tamamen aşan ve ilâhi iradeye uygun doğrultuda kişiyi değişime sevk eden, benlikten etrafına yayılan, içten doğma bir değerdir. Ne kadar kuvvetli olursa olsun arzu ve ihtiyaçlarına, anlamı ve önemi ikinci derecede olan şeyler olarak bakarlar ve güçleri yettiği (iradeleri müsaade ettiği) sürece bunları dinî inanç ve değerleriyle uyum sağlayacak şekilde uygulamaya çalışırlar. Dinî inanç ve değerleriyle uyum sağlaması mümkün olmayan arzu ve ihtiyaçlarından vazgeçmekten de asla çekinmezler. Bütün bunların sebebi olan iman, yaratıcıya itaatin ve hayat süresince dosdoğru ilerlemenin yegâne yoludur.
 
3. Araştırma Olarak Din


     Sonradan eklenen üçüncü bir tip dinî yönelim ise kişinin dini amaç veya araç olarak değil, “araştırma” olarak algılamasıdır. Bu dinî yönelime sahip olan şahıslar, hayatın ortaya koyduğu varoluşa ve nihaî hakikate ilişkin soruları korkusuzca karşılamaya büyük isteklilik duyarlar. Bu soruların net çıktılara sahip olmayan sorular olmasından ötürü belli bir şüphecilik eğilimi de taşırlar. Araştırıcı ya da sorgulayıcı dinî yönelim bugüne kadar genellikle din ile zihinsel düzeyde ilgilenen bilim insanlarında ve entelektüel kimseler arasında görülmüştür. Bugünlerde internetin sağladığı “her türlü bilgiye kolaylıkla ulaşma” imkânı sebebiyle bu çatı altında toplanan insan sayısında ciddi bir artış gözlemlenmektedir.
 
     İnsan hayatını ve toplumsal etkileşimi etkileyen en önemli faktörlerden biri olan “din”in şahısların yönelimleri doğrultusunda nasıl şekillendiğini görmek, bizi çevremizde “din” adına konuşan kimseler hakkında yanlış hükümler vermekten alıkoyacaktır.

     Umarım bu yazı vesilesiyle dinî yönelimler hususunda hak ile bâtılın ayrılması kolaylaşır, kimin nasıl bir amaç güttüğü ortaya çıkar. 

     Selam ile…
Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×