"Evlilik, bir çiçekçi dükkânı gibi farklı olanaklar sunar; çiçeklerden nasıl bir buket oluşturacağınız size kalmış…"

Uzun zamandır yazmak istediğim bir konu evlilik. Bu konuya direkt bir giriş yapmadan önce makaleyi temellendireceğim kuramla ilgili size birkaç şey söylemek istiyorum ki böylece makale içerisindeki vurgular daha iyi anlaşılabilsin. Erik H. Erikson’un psikoseksüel gelişim kuramı veya insanın sekiz çağı olarak da bilinen bu kişilik kuramına göre  birey, dünyaya geldiğinde ego bir potansiyel olarak ruhsal yapının içerisinde yer alır ancak egonun ortaya çıkışı kültürel bir çevrede gerçekleşir. Yani farklı toplumların farklı çocuk yetiştirme stilleri o toplumda yaşayan bireylerin kişiliklerini biçimlendirir. Burada ne demek istediğimi makalenin ilerleyen bölümlerinde tekrar açıklayacağım. Erikson’un kuramında değindiği bir diğer nokta da egonun epigenetik bir gelişimle ve biyolojik olarak önceden belirlenmiş bir sırayla ortaya çıkan sekiz dönem boyunca gelişimini tamamladığıdır. Her bir psikososyal dönem karşıtların etkileşimini içerir ve birey her dönemde çözmesi gereken  bir karmaşa/kriz yaşar. Her karmaşanın biri olumlu biri olumsuz iki karşıt ucu vardır ve önemli olan olumlu ucun başatlığıdır. Biz bu sekiz çağdan genç yetişkinlik üzerinde duracağız.  Erikson yirmili yaşların başında oluşumunu sürdüren bu dönemin temel iki ucunu yakınlığa karşı yalıtılmışlık olarak tanımlamıştır. Evlilik kararının da bu dönem içerisinde şekillenmeye başlamasıyla ve olgun yakınlık ilişkilerinin kurulmasıyla oldukça önemsenmesi gereken bir dönemdir. Ben bu dönemdeki krizi evlilik olarak ele alacağım ve krizin çözülmesini yakınlık, çözülemeyip patoloji halini almasını da yalıtılmışlık olarak ifade edeceğim. Bu şekilde evliliğin önemini zihinlerinizde daha da billurlaştıracağımı düşünüyorum. Yazımı Doğan Cüceloğlu’nun Evlenmeden Önce kitabından esinlenerek yazdığımı da belirtmemde fayda var, okumayı sevmeyenler için bu yazı yol gösterici olsun ama o kitabı okumak gerçekten size çok şey katacak bundan da emin olun. İmkanınız varsa okuyun.

 Hepimizin evlilik deyince aklımızda bir şeyler şekillenir, hatta bazılarının bu konularda belli kriterleri bile vardır. Peki bu kriterler nasıl oluştu? Tam da yukarıda bahsettiğimiz egonun ortaya çıkış ortamında oluştu arkadaşlar. Her bireyin kendine has, biricik bir benliği olmasının yanında bu benliğin yetiştiği kültür de hepinizin evlilik düşüncelerinizi şekillendirdi ve aslında siz kendinize uygun bir eşten ziyade o çevrede varlığını ikame ettirebilecek bir eş arıyor buna da evlilik kriterim diyorsunuz. Bunda bir yanlışlık olmadığını belirtmekle beraber çok da doğru olmadığını söyleyebilirim. İçinde yaşadığınız kültürün sizi ne kadar yansıttığını sorguladınız mı hiç? Kendi doğrularınızı benim kültürüm dediğiniz olgunun içerisinde yaşayabiliyor musunuz sahiden? Eğer cevabınız evetse zaten seçeceğiniz eş sizinle uyum içerisinde olacaktır çünkü aynı kültürün köklerinden bir bağ içerisindesinizdir. Ama bu sorular sizin zihninizde kocaman bir acabaya dönüştüyse size Doğan hocanın da bahsettiği korku ve değer kültürünü anlatayım. Siz de hangi kültürün içerisinde yer aldığınızı, hangi kültürden bir eş seçtiğinizi yordayın.  

 İnsanlık tarihi boyunca güveni sağlamak için iki anlam verme sistemi , iki kültür gelişmiştir. Bunlardan ilki denetim odaklı korku kültürü, ikincisiyse gelişim odaklı değerler kültürüdür. (Cüceloğlu, 2017) Korku kültüründe birey ancak ilişkileriyle değer kazanır. Ailesi sahip çıkmayan birinin değeri yoktur, amcan dayın yoksa değerin yoktur, eşin senden ayrılırsa değerin yoktur. Tek başına, arkanda birileri olmadan bir değer ifade edemezsin. Bu kültür gücünü korkudan alır ve en güçlü olan, herkesi denetler. “BEN bilirim.” der ve herkesin de “Evet, siz bilirsiniz.” demesini bekler. Korku kültüründe yetişen birey için yaşamın temel cümlesi şudur: “Güvende olmak istiyorsan ya diğerlerinden güçlü ol yada senden güçlü birinin kanatları altına sığın.”  Bunun yanında günümüzde yavaş yavaş gelişmeye başlayan bir başka kültürü de Doğan hoca değerler kültürü olarak ifade ediyor kitabında. Bu kültür, gücünü ve anlamını paylaşılan değerlerden alır. Ailede güveni sağlayan otoriter bir kişi değil, paylaşılan adil ortamdır. Bu adil ortam saygı, sevgi, halden anlama, dürüstlük, şeffaflık ve işbirliği gibi BİZ bilincini geliştiren değerler üzerine kurulmuştur. Bu değerleri yaşamak ve yaşatmak herkesin sorumluluğudur. Değerler kültüründe ben bilirimden ziyade “BİZ, benden daha iyi bilir.” anlayışı yaygındır. Değerler kültürün temel cümlesi ise şudur:”Güvende olmak istiyorsan, BİZ’i temel alan değerleri yaşa ve yaşat. BİZ olarak gelişmeye devam ettiğin sürece güçlü ve güvende olursun.”  Şimdi bu kültürleri tanıdıktan sonra yapmanız gereken şey sizin çocukluğunuzun bu kültürlerin hangisinin sınırları içerisinde yaşandığına karar vermek. Çünkü bunu bilirseniz evliliğinizle ilgili daha isabetli kararlar verebilirsiniz. Korku kültüründe yetişmiş bir kadın değerler kültürü bünyesinde yetişmiş bir erkeği anlayamayacağı için sorunlar yaşayacaktır, aynı durum erkek için de geçerli. Eğer evlilikle bir denklik durumu aranacaksa bu mal, mülk üzerinden değil yetiştirilen kültürler üzerinden aranmalıdır.

Evlilik konusunda bilinmesi gereken bir diğer nokta da evlilikten beklentiniz. Can baskın bir ilişki mi aradığınız yoksa yüz baskın bir ilişki mi? İkisini de kısaca tanımlayacak olursak, sosyoekonomik kimlikleri temel alan yüz, toplumsal konumlandırmayı belirler. Yani sosyal rollerle ilgilidir, doktor olduğu için biriyle evlenmek, fazla parası olduğu için birini sevmek demek o kişinin yüzünü önemsemek anlamlarına gelir. İnsanın iç dünyasını temel alan can ise insanın evrensel özünü belirler. Bu can kısmını da henüz ünlenememiş bir arkadaşım olan Serhat’ın kelimeleriyle ifade etmek istiyorum.“Kesinlikle bir insanla evleneceksin sonuçta insan yani. Diğer bütün özellikleri ikinci planda olmalı, insan dediğimiz sürece o kişiye insan olmalı. O konuda üstüne düşen her şeyi yapmalı. O evliliği para, pul veya diğer fiziksel herhangi bir şey kurtaramaz ve inşa edemez. Eğer öyle oluyorsa , o evlilik değildir bana göre. Ne demiş Aşık Veysel yüzü güzel olana 40 günde doyulur gönlü güzel olana bir ömür doyulmaz. Yani insanlar evlenirken veya evlenmeden önceki kriterlerinde insanın içine bakmalılar diye düşünüyorum.” Daha iyi ifade edilemezdi sanırım. Evlilik ilişkisi içind hem yüz hem can devreye girer. Olgun iki insanın takip edeceği yol, birlikteliklerinde yüzden kurtulmak değil, yüz içinde boğulmamak olmalıdır. Yüz baskın ilişkilerde can kendisini yalnız hisseder, seçeceğiniz hayat arkadaşınızla ilişkinizde hangisinin ne derecede baskın olduğunu değerlendirmek doğru bir evlilik kararı vermenizde önemli bir etkendir. Tüm bu bahsettiğimiz şeyleri yalnızca karşı taraf için değerlendirmiyorsunuz umarım, evlilikte öncelik bireyin kendini tanıması üzerine olmalıdır. Çünkü ancak kendinizi tanıdığınızda kendinize uygun bir eş seçebilirsiniz.

Değinmek istediğim son nokta ise zihinlerimizdeki evlilik olgusu. Farkında mısınız bilmem ama düğün bir araç olmaktan çıkıp amaç haline geldi. Daha güzel bir düğün albümüne sahip olmak daha iyi bir evlilik yapmaktan önemli görülmeye başlandı. İnsanlar ilişkilerinde birbirlerini tanımaya öncelik vermektense düğün masraflarını nasıl ödeyeceklerini, hangi oturma grubunu seçeceklerini, hangi semtte yaşayacaklarını konuşmaktan birbirleri hakkında bir şeyler öğrenmenin cazibesini yitirdi. Evlenmek sadece düğün günüyle kısıtlandı, evlenmeden önceki diyalogların, paylaşılan değerlerin de evlilik sürecini oluşturduğu unutuldu. İnsanlar en mutlu günüm dedikleri düğün gününü hep birilerini mutlu etmek adına çabalamaktan, birilerinin beğenisi kazanmak adına borç altına girmekten ve hep o birileri bak ne de mutlular desinler diye mutluluk oyunları oynamaktan kurtaramadılar. Düğünü abartıp evliliği geri plana itmek sonucunu taşıyamayacağınız pişmanlıklar yaratır bunu unutmamak gerekir. Çevremde de gördüğüm kadarıyla evlilikler ne yazık ki göstermelik. Birçok arkadaşımın bu şekilde evlenmesi de bu konuda bakış açımı çok geliştirdi. Yakın zamanda evlenen ve benim fikirlerimi ütopik bulan bir arkadaşımın söyledikleri hala zihnimde tazeliğini koruyor. “Zamanında sana çok kızardım ama haklılığını evliliğimin ilk gününde kayınvalidemin kahvaltı soframızın baş köşesine oturmasıyla anladım. Masanın parasını vermek orada oturma hakkını vermişti ona ve eşim tek kelime edemedi.” Ne kadar acı. Tahayyül edin o durumda ne yapardınız? Bence sonradan sitem etmektense milenyum çağının size dayattığı şeyleri hayatta yapılması gerekenler olarak görmekten vazgeçin.  Ben kendime şunu söyleyebiliyorum: “Birisini gerçekten sevdiğimde, onunla uyumum beni farklı olgunlukları olan bir insan yaptığında ve onu eşim olarak hayal edebildiğimde yapacağım evlilik bu kararımızı topluma duyurmak için bir nikahla sınırlı kalabilir. Süslü kıyafetler istemiyorum, şaşalı bir düğün istemiyorum çünkü ben üzerime hayatım boyunca giyebileceğim ve beni en rahat hissettirebilecek bir elbise olarak O’nu buldum. Büyük şatafatlı albümlere, dronlarla çekilecek evlilik videolarına ihtiyacım yok çünkü ben zaten hayatımın her anında hatırlayabileceğim güzel anıları bana yaşatacak, zihnimde solmasından kortuğum bir çiçek gibi özenle besletecek ve besleyecek bir eş buldum. Bunu diğerlerinin tasdik etmesine ve övgüler sıralamasına gerek duymuyorum. Evliliğimde düğün, eşya borcu ödemek yerine birbirine uymayan eşyaların arasında bile hayatımı uyumla birleştirip yaşayabileceğim bir insan ile beraberim.” Bunun sonu yok, milyonlarca şey yazabilirim. Umarım tüm bunları düşündükten sonra siz de böyle diyebiliyorsunuzdur.

"Bir kadının ve erkeğin iki farklı öyküsü evlilikte bir araya gelir. Evlenmeden önce aralarındaki ilişkiyi önemseyen, üstüne konuşan, sohbet eden, zaman ve emek veren çiftler, evliliklerinde kendi farklı öykülerinden ‘bizim öykümüz’ dedikleri yeni bir öykü oluşturmayı başarırlar.

Evlendiğinizde, hayatının en önemli, en güçlü tanığını seçmiş olursunuz. Bunun bilincinde olmak, önemli bir olgunluk adımıdır. Evlilik öncesinde, müstakbel eşinizle paylaştığınız değerlerin farkında olmak önceliğiniz olmalıdır. Birlikte, ‘birbirinizi yaşamak’ için evleniyorsunuz ve bu evlilikte ikiniz de kendiniz olarak var olmayı yani BİZ olmayı önemsiyorsanız, değerlerinizin uyum içinde olması gerekir.

Evlilik yolculuğuna başlarken biricik sermayeniz olan sevgi, küçülüp yok olabilecek ya da büyüyüp gelişebilecek bir şey. Evet, o hem çok kudretli hem de bir o kadar zarif ve kırılgan. Kurduğunuz ilişkiler ve üstlendiğiniz rollerin farkında olarak onu hakkıyla yaşamanız, yaşatmanız gerekiyor."

Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×