Önceki yazımda anlattığım her köşesi ayrı bir hikaye olan Kasımiye Medresesi , günümüzde El Cezire Sanat Müzesi olarak anılmaktadır. Medresenin içinde Cezeri’ye ait birçok eser olmasına rağmen benim aklımda kalan ve bu yazıya ilham kaynağı olan icatsa filli su saati. Birçok icadın mucidi olan Bediüzzaman Ebü’l-İzz İsmail Bin Rezzaz Cezeri günümüzün ifadesiyle bir makine mühendisidir. İslamiyet’in yayılma alanları ve evrenselliğinden etkilenen bilim adamımız bu düşüncesini somut bir hale bu saat ile getirmiştir.

  O dönemlerde İslamiyet, İspanya’dan Orta Asya’ya kadar yayılmış ve Cezeri tüm bu motifleri filli saatte bir araya getirmiştir. Görevli amcamız sigara molası verdiği için bu hikayeyi ondan dinleyemesek de saatin yanındaki açıklamalardan ve o zaman çektiğim fotoğraflardan öğrendiklerime göre bu yapıda Yunan su prensiplerini (Arşimet), bir Hint saati (gati) ve bir Hint filini, Mısır diyarının Zümrüdüankasını, Arap diyarının figürlerini, İran diyarının halısını ve Çin diyarının ejderhasını birleştiren Cezeri; kale üzerindeki figürle de Selahattin Eyyubi’yi temsil etmeyi amaçlamıştır.

  Ayrıca kullanılan motiflerdeki her hayvan bir miti temsil edecek şekilde ayarlanmış, fil; kraliyet ve soyluluğu, zümrüdüanka; yeniden doğuşu ve hayatı, ejder; güç ve yenilmezliği ifade etmiştir.Bu saatin esas efsunuysa yanı delikli kasesindedir. Bu kase dikey olarak batmak yerine su salınımlarından etkilenecek biçimde tasarlanmıştır. Zaman ölçüm tekniklerince de temel özelliği budur.

  Kasemiz filin karnındaki bir su göletinde yüzmekte, su salınımları sonucu yavaş yavaş batarak yana yatmaktaydı. Yana yatarken kendisine bağlı üç tane ipi çekiyor ve bu üç ip de otuz tane topu serbest bırakıyordu. Toplar ejderlerin hareketini ve kendi çevresinde dönen katip figürünün arkasındaki mekanızmaları harekete geçiriyordu. Kase dibe battığında ıslıkla kuş sesi karışımı bir ses açığa çıkıyor ve zümrüdü anka kendi çevresinde döngüsel bir harekete başlıyordu. Bu döngüsel hareket sonucunda serbest kalan bir top Selahattin Eyyubi figürünün ardındaki kadranı hareket ettiriyor, hareket eden Selahattin Eyyubi’nin dönüş yönü hangi şahinin hangi topu bırakacağını tayin ediyordu.

   Şahinin bıraktığı topun ağırlığıyla aşağı inen ejder, ağzına yerleşen topu fil bakıcısının arkasındaki vazoya yerleştiriyordu. Böylece fil bakıcısının kolu hareket ediyor ve topun vazoya girmesiyle birlikte de bir zil sesi duyuluyordu. Bu biçimde işleyen saatte, Selahattin Eyyubi’nin yukarısındaki kadranda yarım saatte bir yarıya kadar dolan daireler saati göstermiş oluyordu. Bu karmaşık dizaynda anlattığım hareketler gün boyunca her yarım saatte bir tekrarlanıyordu.

  Ayrıca bu medresede fen bilimlerine dair de derslerin okutulması dolayısıyla çeşitli tıp alet-edevatı, ilaç normları ve bilimsel yazılar da belli bölmelerin içinde sergileniyordu. Şu an sahip olduğumuz teknolojik birçok ürünün ilkel diyemeceğimiz kadar gelişmiş formlarını görmek de medresenin dönemindeki ender kurumlardan biri sayılmasını hak ettiğini kanıtlar nitelikteydi. Eğer yolunuz düşerse demeyeceğim, yolunuz düşsün lütfen ve gidin görün orada yatan bir tarihi. Belki o zaman biz iki yüz yıldır neden bir şeyler icat edemiyoruz, sorusunun cevabını alırsınız.
Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×