Phi-fenomeni 20.yüzyılın başlarında Gestalt psikologlarının, film endüstrisinin ortaya çıkışından hemen sonra ortaya attığı bir kavramdır. En basit tabiriyle yan yana konulan iki ışığın birbiri ardınca ve belli aralıklarla yanıp sönmesiyle zihnimizde oluşan, ışığın o iki nokta arasında gidip geldiğinin sanılması düşüncesidir. Bu illüzyon; filmler, çizgi filmler ve hareketli neon ışıklarının yaptığı eylemi algılamamızın temelini teşkil eder.
 
  Bu kavramı ortaya atan psikologlar beynin birden fazla ışık kümesini görsel kalıplar, notaları da melodiler halinde organize ettiğini temel alarak “Gestalt Kuramı”nı oluşturdular. Almanca’dan dünya dillerine geçen gestaltın kelime anlamı ‘bütün’dür. Psikoloji dilindeyse şekil, kalıp, örüntü ya da organize edilmiş bir bütünün; onu oluşturan etmenlerden farklı bir niteliğe sahip olduğunu ifade eder. Örneğin limonlu dondurma. Kendisini oluşturan limon, şeker, vanilya ve sütten farklı bir bütüne sahiptir. Baktığınız zaman limon, şeker ya da sütü değil dondurmayı görürsünüz. Oluşan bütün artık parçaların özelliğini taşımamaya başlamıştır. Gestalt da bilimsel bir temelle bunu ele alır.
 
 Anahtar tez; bütünün parçaların yapısını belirlediği yahut bütüne göre parçaların tali durumda kaldığı şeklindedir. Onlara göre bir araştırmacı ipuçlarını kullanarak bütüne ulaşmak isterse başarısız sayılır, çünkü elde ettiği ipuçlarını birleştirdiği zaman oluşturduğu bütünlük ipuçlarından farklı olacak ve onları yansıtmayacaktır. Fakat bunun tersine bütünden yola çıkar ve varolan bütünü açıklamaya çalışırsa, parçalar kendiliğinden açıklanacaktır. Böylece aslolan bütünsellik zedelenmeyecektir.
 
 Bu anlattıklarımın açıkça, deneysel yollarla incelenmesi aynı zamanda Gestalt psikologlarının da phi-fenomenini incelemeye başladığı yıl olan 1910’da Almanya’da önem kazanmıştır. Bununla yetinmeyen kuramın öncüleri Max Wertheimer, Kurt Koffha ve Wolfgang Köhler ise 1930 yılında ABD’ye göç ederek kuramlarını geliştirmeye başladılar. Yaklaşımlarıyla karmaşık olaylar yığınını somut bir biçimde açıklamaya çalıştılar. Bir nevi başarılı da oldular. Hatta psikoloji camiasında bu uygulamalar psikologları farklı konuları (kişilik, sosyal psikoloji, estetik…) Gestaltvari bir metodla incelemeye teşvik etti. İlk yıllarında devrimci bir çıkış olarak parlayan Gestalt yıldızı, günümüzde bir ekol olma ışığını ne yazık ki kaybetmiştir.
 
 Orataya koyup düzenlediği temel sorunlarının birçoğunun çözülememesine rağmen elde ettiği sistematik veriler ve olgusal keşiflerle psikoloji sürecine faydalı bir unsur olmayı başarmıştır. Goldstein ve Lewin gibi Gestaltçılar da yaklaşımı sosyal psikoloji ve kişilik alanlarına dek genişleterek bu parlayan yıldızın sönmesine engel olmaya çalışmışlardır. Ki günümüzde de bu fikirlen halen yararlanılacak teorilerin başında gelmektedir.
 
 Ayrıca film stüdyolarından başlayıp psikolojiye kadar uzanan bu serüven, terapi kuramlarına da temel oluşturmuştur. “Gestalt Terapi” adında bir kuramla birçok bilinmezi su yüzüne çıkartmakta terapistlere can simidi olmuştur. Kısaca bu terapinin amaçlarını ve ilkelerini de anlatalım çünkü psikoloji alanıyla ilgili birisi olarak Peaget’ten sonra fikirlerine en değer verdiğim kuramcıların başında Gestalt kuramcıları geliyor.
 
 Temelde bu tedavi ile ilgili söyleyebileceğimiz en net unsur, her şeyin kişisel olduğu görüşüdür. Yaklaşıma gör bir kişi nasıl tepki verirse versin her şekilde kendi bilincini ve iç süreçlerini ifade etmiş olur. Yaptığı, söylediği, uyguladığı her şeyde o, aslında kendisinden bahsetmektedir.

  Tedavideki amaç da kişiyi kendi hayatına karşı sorumlu hale getirmektir. Tüm hatlarıyla bir değişimi amaçlamaz, sadece kişinin yaptığı tercihlerin bilincine varmasını sağlar ve bu şekilde bireyi özgür kılar. Özgürlüğün de sorumluluğu getireceğine inanır. Terapistin göreviyse insanı o anda dikkatini yönelteceği şeye yoğunlaştırmaktır, yani bütüne, dolayısıyla kendine. Birey bunu başardığında bütünden hareketle parçalara ulaşacak ve kendisinden başlayıp sorunlarına yönelecektir. Bütünü, kendisini anladığındaysa sorun parçacıkları kendiliğinden açıklanacaktır.

  Görüldüğü gibi film stüdyolarından başlayıp insanı tedaviye kadar varan bir süreci izledik hep beraber. Buradan yola çıkarak heybemize alacağımız ders nesnelerin önemsizliği değil, fikirlerin büyüklüğü olsun. Bir filme bakıp Gestalt’ı oluşturan büyük zihinler gibi.
 
Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×