“Benim payıma düşen, terk edilmiş merdivenlerden inmektir.” 

visse, 
scrisso,
amo. 
 
  Yaşadı, yazdı, sevdi. İşte size bir kırgınlık biyografisi.. Önsözü yok olmak olan bir hayatı yaşadı göğüs kafesinin ardında uzunca bir süre. Kendi göğünde kanat çırptı, kendi göğüne merdiven dayadı ve kendi göğüne gömdü özgürlüğünü. Uzun cümleler kurmadan geçti insanların arasından.

   Kısa hüzünlere tanıklık etti. Yitirdiği zamana ağlayan bir ihtiyara rastladı yol kenarında. Yaşamayı anladı. Kaybettiği sevgilisine mersiyeler dizen bir şaire rastladı, yazmayı anladı. Elinde bir kova suyla kuruyan nehre su taşıyan meczuba rastladı, sevmeyi anladı. Bir adım öteye geçti, Şems'i anladı. Hükmü anladı: "Okuyarak öğreneceksin ama severek anlayacaksın." Uzunca bir süre okuduğu hayatı, sevdikçe anladı.

   Hayat bir su damlasıydı, yanılgılar okyanusunda. O'ysa gökyüzüne kendini asan bir uçurtma. Kanatlarından vazgeçip düşmeyi anladı. Gönlünü alçalttıkça yükselmeyi. Sayıların yanılabileceğini anladı mesela. Bir saniye bir asırdan daha uzun olabiliyordu bazı zamanlarda. Bir insan daha ağır olabiliyordu okyanuslardan, düşünceleriyle tartıldığında.

  Gökyüzüne merdivenle çıkılabiliyordu.Yıldızlar gülümsüyor, evren bir insanı sığdıramayabiliyordu boşluklarına. Kısacası iki yarım bir tam etmiyordu bazı zamanlarda, ummanlar bir kuşa yuva olabiliyordu. O yarım bırakılan kuşlardan biriydi Füruğ. Şairdi, oyuncuydu, yazardı, yönetmendi, ressamdı. Füruğ Ferruhzad’dı o, ismiyle müstesna bir şiir. Gördüğü acılara da şiir oldu, ses oldu.
 
Tebriz’de cüzzam hastalrının hayatını anlatan bir film çekti: adı Kara Ev. O karanlıkta birine ev oldu: adı Hüseyin. Evlatlık almak değildi yaptığı, ait olmaktı. O senelerce koynunda yaşadığı acının esiri bir çocuğa ait olmayı seçecek kadar da  naifti, kimsesizdi. Milyarlık dünya nüfusunda bir tedirginlikti.

  Kimseye dokunmadan geçti insanların hayatlarından. Ve ölümü dahi bir şiirin dizeleri gibiydi. Yazdığı son şiir. Stüdyoya giderken okul aracına çarpmamak için direksiyonu kırdığında camdan fırlayarak boynunun kırılmasıyla verdiği son nefes.Son kez seslendi acısını paylaştığı kadınlara, yağmura ve ormana. Soluğunda yine acının o soğuk tadını hissederek. Bir temsilci olmanın  ötesinde şiirini yaşayarak.

”şiir benim tanrımdır, işte ben şiiri bu denli seviyorum. gecem gündüzüm bunu düşünmekle geçiyor, kimsenin söylemediği yeni bir şiir, güzel bir şiir söyleyeyim diye. kendimle baş başa olmadığım ve şiiri düşünmediğim günüm, anlamsız ve hiç sayılır. belki şiir görünüşte beni mutlu kılamaz, ancak ben mutluluğu kendim için başka türlü yorumluyorum. mutluluk benim için güzel elbise, iyi yaşam ve iyi yemek değil. ben, ruhum memnun olduğu zaman mutluluk duyuyorum ve şiir benim ruhumu memnun ediyor. şayet insanların elde etmek için çırpındıkları bu güzellikleri bana verseler ve karşılığında şiir söyleme yeteneğini benden alsalar intihar ederim. siz benden vazgeçin, siz bırakın ben sizce mutsuz ve aylak olayım, ancak ben hiçbir yaşamımdan yakınmayacağım.”

Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×