Kaderiniz, karar anlarınızda biçimlenir. *Anthony Robbins

 
  İnsan fıtratı gereği, başına gelen kötü olayları sorumlu tutabileceği bir suçlu, bir fail bulma arayışına girer. Bu kimi zaman bir başka insan, kimi zaman hayat, kimi zaman da “değiştirilemeyen yazgı/kader”dir. Her ne kadar bu şekilde kendimizi rahatlatıyor olsak da kabullenmemiz gerekir ki başımıza gelen her şeyin sorumlusu yine bizleriz. Çünkü bu akışa müdahale etme hakkına sahibiz.

  İşte bu hakka bilimsel yazında “indeterminizm” diyoruz. Determinizme alternatif olarak doğan bu felsede akımında özgür iradenin varlığı benimsenirken olgular düzeninde şaşmaz ilişkilerin varlığı da reddedilir. İnsanın iradesinin özgür olduğunu ve kendi isteklerini gerçekleştirebileceğini savunur. Yani en geniş tabiriyle, özgürlüğü temel alan bir felsefi disiplin olduğunu söyleyebiliriz.
 
Günümüzde fazlasıyla karşılaştığımız ve adeta bir moda akımına dönüşen kadercilik anlayışınıysa eleştirir. “Ben böyleyim.”den ziyade “İstersem bunu yapabilirim.”i savunur. Bir düşünün, katil olarak dünyaya geldiğiniz için mi cinayet işliyorsunuz yoksa mevcut durumda probabilitesi size en yakın gelen öldürme fiilini kendi iradeniz doğrultusunda seçtiğiniz için mi? Sizce hangisi akla daha yatkın? Mantık çerçevesinde düşünen her insan  ikinci seçeneği işaret edcektir. Çünkü irade, baskının çok üstünde bir kuvvettir.

  Bunun en güzel örneklerinden biri de Heisenberg’in ortaya attığı “belirsizlik ilkesi”nin felsefeye uyarlanmasında yatmaktadır. Bu ilkeye göre herhangi bir cisimciğin hem konumunu hem de hareket veya hızını aynı anda ve kesin bir şekilde belirlemek mümkün değildir, değerlerden biri mutlaka belirsiz olarak kalacaktır. Bu hipotezi felsefeye uyarlarsak, olaylar arasında da kesin bir bağlılık ilişkisinin bulunmadığını söyleyebiliriz.


 
Dolayısıyla insanların davranış ve kararlarında determinizmin ileri sürdüğü “zorunluluk” ve “kesinlik” bir ilke olma özelliğini yitirir. Öyleyse insanın özgür iradesinin varlığı bir realite olarak kabul edilmelidir. Başka bir söyleyişle, nedensellik ilişkisinin dışında kalan serbest/özerk bir alan mutlaka bulunmaktadır ki işte bu alanda insanın özgür iradesi tezahür edebilmektedir. Bu da kaderciliği tam manasıyla çürüten bir görüştür ki fiziksel alanda da kanıtlanmıştır.

  İndeterminizm bu açıdan İslami disiplinlerle de benzerlik göstermektedir. Çünkü anlayışa göre olaylar, kendilerinden önceki olaylara zorunluluk bağıyla ve değişmez yasalarla bağlı olmayıp imkan veya ihtimal dahilindedir. Bu ilke de İslam’ın “Biz her insanın kaderini kendi çabasına bağlı kıldık.” (İsra/13) düsturuyla örtüşmektedir. Dikkat ederseniz olaylar, insanlar ve kader değil “insanın kendi çabası” denilmektedir.
 
 Umuyorum ki bu yazı bazı sorulara cevap verebilmiştir. Ve yine umuyorum ki kaderci zihniyetten kurtulabilmişizdir.
Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Avatar
Cemali Altuntaş 3 ay önce

Yazıda da alıntılamış olduğunuz o muhteşem ayet, problemin İslâm coğrafyasındaki yansımalarına panzehir niteliğindedir aslında. Güzel, faydalı ve istifade edilmesi gereken bir yazı olmuş. Elinize, kaleminize, yüreğinize sağlık.