Malum, önümüz Ramazan.

Yoksulun ve düşkünün halini anlamak için empati kuracağız bir ay boyunca.

Oruç denilen şeyi tutacağız yattığımız yerden. Açlık ve susuzluğa katlanacağız sıcak yaz günlerinde.

Zekât denilen şeyi vereceğiz kırkta bir gibi tuhaf bir oranla. Kimimiz boğazından kısıp verecek, kimimiz milyonlarının yanında bir zerre...

Camilere koşacağız iftarlardan sonra. Teravihler kılacağız, vaizlerden öğütler dinleyeceğiz ve çoğu kez dinlemekle yetineceğiz.

Kadir Gecesi’nde yine yollarını unuttuğumuz camilere koşacağız. “Peygamberimiz ve sahabeler açlıktan karınlarına taş bağlardı!” gibi rivayetleri sesi titreyerek haykıran vaizleri yine büyük bir dikkatle dinleyip timsah gözyaşları dökeceğiz ve yine alınması gereken ibretin havada kalışını izleyeceğiz…

Ve nihayet bayram gelecek, kapımızı çalacak. Baklavalar, sarmalar, şekerler, kolonya kokuları evlerimizi saracak.

Keyfimize diyecek yok…

Ramazanda açın halinden anlamak için iftarlarda yeterince tıka basa yemediğimizden olsa gerek, bayramda gittiğimiz her yerde patlayana kadar yemeye devam edeceğiz.

Yiyeceğiz de, yedikten sonra “elhamdülillah” demeyi unutmayacağız tabi ki…

Arkasından “olmayanlara da ver Rabbim” diye dualar etmeyi de ihmal etmeyeceğiz.

Ne de olsa Allah, gökten yemek yağdırır ihtiyaç duyana. Bizim bir şey yapmamıza gerek yok!
 
Ne de olsa biz orucumuzu tutmuş olacağız!

Ne de olsa biz akrabalara zekâtlarımızı vermiş olacağız!

Ne de olsa kandil ve ramazan gecelerinde camileri doldurup dualar etmiş olacağız!

“Biz üzerimize düşeni yaptık” diyebileceğiz!

Yoksul ile empatiyi iftarlarda patlayana kadar yiyerek kuracağız!

Değil mi? 

Ne gerek var gidip sokak sokak yoksul aramaya?

Ne gerek var yetimhanelere, huzur evlerine, ıslah evlerine gitmeye?

Ne gerek var sokaktaki dilencinin elinden tutup “gel, misafirim ol” demeye?

Ne gerek var bayramı bayram gibi yaşayamayanlara, bayramı bayram gibi yaşatmaya?
 
Ne gerek var, değil mi?
 
Biz bayramımızı yaşayalım. Acı çekenlere, ateş altında korkuyla yaşayanlara, açlık çekenlere, zulüm görenlere “Allah yardım etsin” der geçeriz, yeter.
 
Biz yaşayalım, çünkü bu “bizim” bayramımız! 

Onların değil…
 
Selam ve "tefekküre davet" ile…
Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×