“Tanrım tipimden asalet akıyor.” -Ice Age

Aniden gelen yazma isteği…
Neyseki düşünce altyapım hazırdı, alelacele bir sunum yapabildim.
 
  “Dünyanın en önemli, en esrarengiz işini yapmıyorum. Yalnızca yazıyorum. Özel değilim, eşsiz değilim, benim yaptığım işi yapan milyonlarca insan var. Farkındayım.” diyemeyen insanlarla kuşatıldı çevremiz. Biz bu güruha Jean M.Twenge’in deyimiyle “ben nesli” diyoruz. Yani boş özgüvenlerine tapan, görünürde özgür düşlerinde tutsak tayfa.

  Çevrenize bir bakın, o olmazsa eğer dünyanın daha kötü bir yer olacağına inanan ve kendisini evrenin merkezine oturtan yüzlerce insan göreceksiniz. Bu insanlar karşısındakilerin doğru düşünebildiğine asla itimat etmezken, ne hikmetse kendileri hep en iyisini bilirler. Bir mekana gittiklerinde yüzlerce fotoğraf çekinerek o mekanı varlıklarıyla şereflendirirler.  Hatta bu muhteşem alametifarikayı tüm dünya görsün diye sosyal medya hesaplarında paylaşmaktan da geri kalmazlar.

  Ergenlik dönemindeki hayali seyirci evresini atlatamamış bu sunumcu zihniyetler, kendileri gibi gösteriş meraklısını beylerle de hayatlarını birleştirince ortaya izlemesi zevkli bir evcilik oyunu çıkıyor haliyle. Her ne kadar yargılamak hoş karşılanmasa da bu duruma ses çıkarmamak kadar nahoş olamaz. Alanın benim gibi düşünen birkaç psikolog ve psikiyatrı da en net ifadelerle bu kişilerin:

“Çocukken aşırı alkışlandığını, korunduğunu, prenses gibi yetiştirildiğini, öyle kıyafetler giydirildiğini, annelerinin de bunların bir üst sınıfı olduğunu düşünüyorum. Hayalimsi ve masalsı (projeler, düşler, tüyler, kurdeleler) çocuksu yaşantılar histeride, narsizmde, histeriyonik, pasif bağımlı kişiliklerle çok sık görünür. Hayatında çalışma hayatı olmamış dış dünyanın kötülük ve sorunlarından uzak tutulmuş tanıştığı kişi sayısı az yaşamında sadece kendi dünyası olan toplumsal ve evrensel sorunlara duyarlılığı az “la belle indeferans” güzel aldırmazlık sendromudur bu düpedüz.” şeklinde ifade etmişlerdir.

  Ben neslinin kaygısız, aldırmaz gençleri yetişkinlik döneminde kocişkolara dönüşmeden  evvel ebeveynlerin çocuklarını bu hayal dünyasından kurtarması gerektiğini her seferde vurguluyoruz. Çünkü bu ne tek başına aşılacak kadar kolay bir problem, ne de üstünü kapatmak isteyeceğimiz bir kusur. En hafif ifadeyle bir kişilik bozukluğu olan bu patoloji gençlerin büyük bir kısmını etkilemeden bilinçlendirme çalışmaları yapmamız şart.

 Tarihin her döneminde zaman zaman parlayıp büyük kitleleri etkisi altına alan çeşitli akımlar olmuştur. EMO adı altında fön-piercing-sürme üçlüsünün hakim olduğu moda akımı bunlardan en yakın örnek. Dünya çapında belli dönemlerde kendisini gösteren bu akımların ortak amacıysa, düşünen zihinlere ket vurmak hiç şüphesiz. Genç dimağları bu tür malayani akımlarla oyalamak elbetteki kendi fikirlerini empoze etmekten daha kolay olacaktı. Peki bu algı politikaları neden yürütülüyor? İsterseniz cevabı sizlere bırakalım.

  Şimdi aranızda söylediklerimin abartılı, gereksiz ve komplo temelli olduğunu düşünenler olacaktır. Bu konu hakkında konuştuğumda ve yazdığımda genelde bu yönde dönütler alırım. Fakat her ne kadar bu şekilde düşünenler olsa da geçmişten aldığımız dersle ve yaşananlardan çıkardıklarımızla oluşturduğumuz bu yazı farklı fikirleri barındırsa da en azından saygı gösterilmeyi hak etmektedir. Saygılarımla.

Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Avatar
insanoğlu 2 ay önce

Sizde sürme kullanıyordunuz emo muydunuz yani.

Avatar
Büşra İşcan 1 ay önce

Sürme kullanan herkesi EMO olarak nitelendirmiyoruz, fakat fön-piercing-sürme üçlüsü EMO grubuna has bir üçlemedir. Üyeler birbirlerini tanımasalar dahi dominant bu özellikler sayesinde EMO olduğu çıkarımlarında bulunabilirler. Ayrıca beni bu kadar iyi tanıyorsanız EMO olmadığımı da bilmeniz gerekir. İyi günler.