Ayetlerin yanlış yorumlanması insanların yaratıcıya ve peygamberlerine iman etme konusunda zihinlerinde tereddütler barındırmasına sebep olabiliyor. Buna verilebilecek en iyi örnek şüphesiz ki Nisa Sûresi 34. ayette geçen "ve'dribuhunne" ibaresinin yanlış çevrilmesi veya yorumlanmasıdır. Şimdi bu ayeti birkaç farklı kalemden okuyalım ve etimolojiden faydalanarak ayete en doğru yorumu getirmeye çabalayalım:

- Elmalılı Muhammed Hamdi Yazır : "Erkekler, kadın üzerine idareci ve hakimdirler. Çünkü Allah birini (cihad, imamet, miras gibi işlerde) diğerinden üstün yaratmıştır. Bir de erkekler mallarından (aile fertlerine) harcamaktadırlar. İyi kadınlar, itaatkar olanlar ve Allah'ın korunmasını emrettiği şeyleri kocalarının bulunmadığı zamanlarda da koruyanlardır. Fenalık ve geçimsizliklerinden korktuğunuz kadınlara gelince: Önce kendilerine öğüt verin, yataklarından ayrılın. Bunlar da fayda vermezse dövün. Eğer size itaat ederlerse kendilerini incitmeye başka bir bahane aramayın. Çünkü Allah çok yücedir, çok büyüktür."

- İmam İskender Ali Mihr : "Erkekler, mallarından (kadınlar için mehir ve nafaka olarak) harcamaları sebebiyle ve Allah'ın, onların bir kısmını, diğerlerine üstün kılmasından dolayı, kadınların üzerinde daha çok kâimdirler (koruyup gözetici, idare edicidirler). Bu bakımdan salih amel (nefs tezkiyesi) yapan kadınlar itaatkârdırlar, Allah'ın (onların haklarını ve iffetlerini) korumasıyla, onlar da gaybde (kocalarının yokluğunda hem kendilerini, hem kocalarının mal ve şerefini) koruyucudurlar. İtaatsizliklerinden (baş kaldırmalarından) korktuğunuz (kadınlara) ise (önce) nasihat ediniz. Ve (sonra da) yataklarında yalnız bırakınız. Ve (hâlâ itaat etmezlerse) onlara vurunuz. Bundan sonra eğer size itaat ederlerse, artık onların aleyhine başka bir yol aramayın. Muhakkak ki Allah Âli'dir (yücedir), Kebîr'dir (büyüktür)."

- Ümit Şimşek : "Allah'ın onlara fazladan vermiş olduğu nimetler ve mallarından yaptıkları harcamalar sebebiyle, erkekler kadınlar üzerinde yönetici ve koruyup gözeticidirler. Saliha kadınlar ise itaatkârdırlar; Allah kendilerini nasıl korudu ise, onlar da kocalarının yokluğunda onların hukukunu korurlar. Geçimsizliğinden korktuğunuz kadınlara öğüt verin; sonra onları yataklarında yalnız bırakın; sonra da hafifçe dövebilirsiniz. Eğer size itaat ederlerse, artık onlara karşı bahane aramayın. Çünkü Allah herşeyden yüce, herşeyden büyüktür."

- Süleyman Ateş : "Allâh, insanları birbirinden üstün kıldığı ve mallarından harca(yıp kadınların geçmini sağla)dıkları için erkekler, kadınlar üzerinde yöneticidirler. Bundan dolayı iyi kadınlar itâ'atkâr olup, Allâh'ın kendilerini korumasına karşılık (Allâh'ın verdiği başarı ile) gizliyi korurlar (kocalarına aslâ ihânet etmezler). Hırçınlık, etmelerinden korktuğunuz kadınlara öğüt verin, yataklarda onlara sokulmayın, onları dövün. Eğer size itâ'at ederlerse artık onların aleyhine başka bir yol aramayın. Çünkü Allâh yücedir, büyüktür."

- Diyanet İşleri : "Erkekler, kadınların koruyup kollayıcılarıdırlar. Çünkü Allah, insanların kimini kiminden üstün kılmıştır. Bir de erkekler kendi mallarından harcamakta (ve ailenin geçimini sağlamakta)dırlar. İyi kadınlar, itaatkârdırlar. Allah’ın (kendilerini) koruması sayesinde onlar da “gayb”ı korurlar. (Evlilik yükümlülüklerini reddederek) başkaldırdıklarını gördüğünüz kadınlara öğüt verin, onları yataklarında yalnız bırakın. (Bunlar fayda vermez de mecbur kalırsanız) onları (hafifçe) dövün. Eğer itaat ederlerse, artık onların aleyhine başka bir yol aramayın. Şüphesiz Allah, çok yücedir, çok büyüktür."
 
Yukarıdaki 5 farklı mealde ilgili ibarenin "dövün, vurun" şeklinde çevrildiğini görüyoruz. Ancak bu ibareyi bu şekilde çevirmeyen tefsirler de mevcut. Şimdi onlara göz atalım:

- Yaşar Nuri Öztürk : "Erkekler; kadınları gözetip kollayıcıdırlar. Şundan ki, Allah, insanların bazılarını bazılarından üstün kılmıştır ve erkekler mallarından bol bol harcamışlardır. İyi ve temiz kadınlar saygılıdırlar; Allah'ın kendilerini koruduğu gibi, gizliliği gereken şeyi korurlar. Sadakatsizlik ve iffetsizliklerinden korktuğunuz kadınlara önce öğüt verin, sonra onları yataklarında yalnız bırakın ve nihayet onları evden çıkarın/bulundukları yerden başka yere gönderin! Bunun üzerine size saygılı davranırlarsa artık onlar aleyhine başka bir yol aramayın. Allah çok yücedir, sınırsızca büyüktür."

- Edip Yüksel : "Erkekler kadınları gözetirler. Zira Allah herbirine farklı yetenekler ve özellikler vermiştir. Nitekim erkekler evin geçiminden sorumludur. Erdemli kadınlar, (Tanrı'nın yasasına) boyun eğer ve Allah'ın korumasını emrettiği (onur ve iffetlerini) tek başlarına bile olsalar korurlar. İffetlerinden endişe duyduğunuz kadınlara öğüt verin, yataklarınızı ayırın ve nihayet onları çıkarın. Size itaat ederlerse onlara karşı bir yol aramayın. Allah yücedir, büyüktür."

- Recep İhsan Eliaçık : "Şiddetli geçimsizlik yaşadığınız eşlerinizle önce oturup konuşun, olmazsa yataklarında yalnız bırakın, yine olmazsa bir müddet ayrılın. Barışıp anlaşırsa hala işi yokuşa sürüp bahaneler aramayın. Yücelik ve büyüklük Allah'a mahsustur; bundan hiç şüpheniz olmasın. Eğer eşlerin arasının iyice açılıp işin boşanmaya doğru gittiğini görürseniz tarafların ailelerinden birer hakem çağırın. Niyetleri gerçekten barışmaksa Allah niyetlerini boşa çıkarmaz. Allah her şeyi biliyor, her şeyi duyuyor; bundan hiç şüpheniz olmasın..."
 
     Yaşar Nuri Öztürk, Edip Yüksel ve Recep İhsan Eliaçık'a göre ilgili ibare "ayrılmak, uzaklaşmak, başka bir yere göndermek" anlamına gelmektedir.

     Okuduğumuz 8 mealde iki farklı bakış açısının kelimeleri biçimlendirdiğine şahit olduk. Peki bunlardan hangisi doğru? Bu soruya objektif bir cevap verebilmek için "ve'dribuhunne" kalıbının köküne, o kelimenin kökenine, ayetin indiği dönemdeki yaşantıya ve günümüze nasıl bir ışık tutabileceğine bakmak gerekir. Şimdi onu yapacağız.
 
     Sözlükte "darabe" kökü çeşitli anlamlara karşılık gelmektedir: Bir şeye/bir kimseye vurmak, dövmek, yapmak, bırakmak, göstermek, ayrılmak, etmek, eylemek, koymak...

     Görüldüğü gibi "darabe" kökünün anlam çeşitliliğinden dolayı "ve'dribuhunne" ibaresinin doğrudan "vurmak, dövmek" veya "bir kimseden ayrılmak, bir kimseyi bırakmak" demek olduğunu söyleyemeyiz. Çünkü kelime iki anlama da geliyor.
 
     Ayetin indiği dönemde kadınların dövüldüğünü ve bu durumdan şikayetçi olduklarını, üstelik bir gece Hz. Peygamber'in ailesinin etrafında kocasından dayak yediği için dönüp dolaşan yetmiş kadının Hz. Peygamber'den yardım istediğini çeşitli rivayetlerden ve Hadis-i Şerif'lerden biliyoruz.

     Kadınların zaten dövülmekte olduğu bir toplumda, peygamberin evinin etrafında toplanan mağdur kadınlar üzerine gelen bir ayette "Onları dövün, onlara vurun!" denmesi mümkün olabilir mi? Oturup konuşmaya gereksinim duymaksızın eşlerini döven o dönemki Arap toplumunun erkek fertlerini medenî çözüm yollarından habersiz bırakmak, kadınlara yapılan bu muameleye müsaade etmek ve üstelik bu yanlış eylemi desteklemek Kur'an-ı Kerim'in felsefesiyle hiç bağdaşıyor mu?

     Kur'an-ı Kerim; mağdurun ve mazlumun yanında olan, zûlme karşı çıkan bir ruha sahiptir. Bu ruha sahip olan bir kitabın içinde yer alan, kadınlara yapılan kötü muameleyle ilgili bir ayette geçen "ve'dribuhunne" ibaresini "dövmek" olarak çevirmek hiç de mantıklı gelmiyor bana.

     Kur'an-ı Kerim'in bu ayeti indikten sonra kadına yönelik şiddette ciddi anlamda azalma görülmüştür. Hz. Peygamber de hanımlarıyla bir sorun yaşadığında hiçbir zaman kaba kuvvete başvurmamıştır. Ömrü boyunca hanımlarına bir kez bile el kaldırmamıştır.

     Bir ayete meal verirken Hz. Peygamber'in yaşantısına göz atmak, ayeti doğru yorumlamak için son derece faydalı olacaktır. Maalesef bu hususa yeteri kadar dikkat etmeyen müfessirler mevcut olduğundan ayetlerle ilgili yanlış anlaşılmalar söz konusu olabiliyor.
 
     Yazımı olabilecek en doğru tefsirle noktalamak istiyorum.

     Yüce Allah, Nisa Sûresi'nde; aile içinde kadınlardan kaynaklanan bir tartışmaya çözüm ararken sırasıyla şu yolu izlememizi buyuruyor:

1- Konuşun.
2- Ev içinde yatakları ayırın.
3- Bir müddet evden ayrı kalın.
4- Aile büyüklerinden hakemlik yapabilecek birkaç kişi eşliğinde orta yolu bulmaya çalışın.
5- Eğer karşı taraf barışmaya niyetli değilse boşanın.
 
     Günümüz hukuk sisteminde yürütmede olan yasaların bundan farkı yok.

     İnanın daha iyi bir çözüm yolu olamaz.

     Selam ile…
Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×