Ramazan ayında oruç tutmadığı için dayak yiyen insanlar ile alakalı haberlere her yıl rastlıyoruz. Aynı şekilde; ezan vakti dükkânı açık tutuyor diye boykot edilen esnaflara, başörtüsü kullandığı için (bir zamanlar) devlet dairelerine alınmayan kadınlara, namaz kılmadığı için evladını döven insanlara, mezhep çatışmalarına ve sebep olduğu ötekileştirmelere, kısa etek giyen kadına tecavüz edilmesinin çok da anormal bir durum olmadığını ifade etme seviyesizliğini gösteren aşağılık insanlara, annesi ve kız kardeşi ile ilgili her türlü meselede namus bekçisi kesilen fakat akrabalık ilişkisi bulunmayan kadınlara cinsel fanteziler kurarak bakan delikanlılara(!), kendisinden olmayanı kendisi gibi yapmak için elinden geleni ardına koymayan zihniyetlere ülkemizde sıkça rastlıyoruz.

     “Dinde zorlama yoktur.”[1]

     Ayette gayet net bir şekilde “dinde zorlama olmadığı” ifade ediliyor, fakat yukarıda verdiğimiz örnekler Müslüman olmayan bir coğrafyadan çıkmadı ki. Bizzat bizim ülkemizden, nüfusunun büyük kısmının “Müslüman” olduğu bilinen bir ülkeden çıktı. Bu ne yaman çelişki, değil mi?

     Bu samimiyetsizlik ve dayatma yoluyla din kabul ettirme çabası neden bu kadar yaygın? Cevap basit: Müslümanlar, mensubu oldukları kitabın hükümlerini açıp okumaktan acizler. Bir hoca bulup ondan dinlemek daha kolay geliyor. Fakat onlar akıl edemiyorlar mı o hocaların din vasıtasıyla gücü eline alıp, insanları maddi ve manevi açıdan sömürmeye endekslenmiş bireyler olduklarını? Edemiyorlar diyemeyeceğim, etmek isteyenler zaten ediyorlar. Fakat bu insanlar hocalarının anlattığı masallara öylesine bağlanmışlar ki, dini öylesine yozlaşmış ve basitleştirilmiş bir hale getirilmişler ki, bir sigara tiryakisi sigaraya nasıl bağımlıysa bu insanlar da hocalarının masalsı fetvalarına o kadar bağımlı hale gelmişlerdir.

     Nasıl bağımlı olunmaz ki?

     Hangi fıkıh anlayışı bir sureyi her gün okumakla fakirlikten uzak bir yaşantı sürmenin kapısını aralayabilir ki?

     Hangi fıkıh anlayışı kıbleye dönüp suyu üç seferde içmenin 100 şehit sevabına eşit sevap getirdiğini söyleyebilir ki?

     Hangi fıkıh anlayışı falanca duayı bilmem kaç kez, filanca duayı bilmem kaç kez okuyunca denizköpüğü kadar günahın olsa bile hepsinin silineceğini iddia edebilir ki?

     Hangi fıkıh anlayışı tekke ve türbelere gidip üç beş dua ederek dilediğin şeye ulaşmanı sağlayabilir ki?

     Hangi fıkıh anlayışı ne kadar pislik bir insan olursan ol, sırf “Müslümanım” dediğin için sana cennetin kapılarının açılacağını söyleyebilir ki?

     Ne kadar güzel değil mi? Günah mı işledin, yanlış bir şey mi yaptın? Anlamını bilmediğin bir duayı papağan gibi 100 kere tekrar et, bütün günahın, bütün suçun affolsun.

     Fakir misin, işsiz mi kaldın? Korkma canım! Her akşam Vakıa Suresini oku, fakirlikten kurtul! Bu kadar basit ya, bu kadar basit! Neden kasıyoruz ki? Neden kitabı okuyup anlamaya çalışalım, neden kitaba tabi olalım ki? Ortamlarda “Elhamdülillah Müslümanım” deriz, kim nereden bilecek?

     İşte günümüzde “din” anlayışının geldiği nokta bu. Basitleştirilmiş, hurafelerle donatılmış ve kaynağından tamamen uzaklaşmış bir anlayış. Bu anlayış; dine zorlamayı getiren, namaz kılmayana kırbaç cezası veren, tecavüze uğrayan kadını taşlatan bir anlayış. İsteyen bu anlayışa mensup olabilir, eyvallah. Fakat bu anlayış ile yaşantısını sürdüren insanlar lütfen etrafta “Müslümanım” diye dolaşmasın. Neden mi? Kitabı elinize alıp “anlayarak” okumaya başladığınızda nedenini idrak edeceksiniz. Bunların yaptıkları dini itibarsızlaştırmaktan, insanları ahlaksızlaşmaya itmekten başka bir şey değil. “Din bu” değil. Masal bu, harikalar diyarı bu…

     Ben bu diyarda gezmek istemiyorum. Çünkü bu ikiyüzlülüğe, bu samimiyetsizliğe tahammül edemiyorum. Çünkü vicdanım peygamberin duyduğu varoluş sancılarının her çağda, her yürekte tecelli etmesi gerektiğini söylüyor. Yüzsüzleşip, haddi aşmamı değil!

     Kıymetli okuyucular… Sizden şunu rica ediyorum; hangi dine/inanca/ideolojiye sahip olursanız olun, okuyun, araştırın, sorgulayın, olayların neden ve sonuçlarını kafanızda/vicdanınızda tartın.

     Hurafeciliğin, dayatmanın, zorbalığın, ötekileştirmenin karşısında; akılcılığın, adaletin, yardımlaşma ve dayanışmanın yanında saf tutun.

     “Eğer din dediğimiz şey de, artık yaşayan gerçekliğin işine yaramıyorsa, kanayan hiçbir insanlık yarasına merhem olmuyorsa, insanlığın atan kalbinin ve sızlayan vicdanının değil; şu an boşluk, ıssızlık ve sessizlikten başka bir şey duyulmayan eski çağlar tarihinin konusu haline gelmiş demektir…” [2]

     Hızla yaklaşmakta olduğumuz hazin sona engel olabiliriz, olmalıyız.

     Bu bizim elimizde.

     Selam ile...
 
ALINTILAR
[1] Kur’an-ı Kerim, Bakara Suresi, 256. Ayet.
[2] ELİAÇIK, İ., Bana Dinden Bahset, 70. Sayfa.
Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×