Aşk imiş her ne var alemde, ilm bir kıyl ü kal imiş ancak.

 Tarihimiz gibi edebiyatımız da dünyanın en köklü ve zengin edebiyatlarından biridir. Fakat biz bunun ne kadar farkındayız? Adını duymaktan öteye geçemediğimiz eserlerde yüzyıllar öncesinden bize ne gibi nasihatler veriliyor? Neler söyleniyor, bilemiyoruz. Çünkü bilmek için gerekli anahtarlar bizim elimizde değil. İhtiyaçları karşılanmamış bir yenilikle birlikte ellerimizden alındı. Oysa bizim edebiyatımız dışında dünyanın hiçbir bölgesinde kendi tarihinden habersiz bir millet yaşamıyor, bizim dışımızda hiçbir ülkede geçmişte yazılan eserler çürümeye terk edilmiyor.

 Hiçbir Batı medeniyetinde tarihinin ürünlerini gelecek nesillerin faydalanması için yayınlanmamış şekilde göremezsiniz. Bu durum bizim medeniyetimiz içinse aksi durumda seyrediyor. Batı’da olmayan medeniyet ve tarih göklere çıkarılırken, Doğu’da sahip olunan değerler gözardı ediliyor, hiçe sayılıyor. Fuzuli diyelim, herkes onu Türk şiirinin en büyük şairi olarak biliyor yalnızca. Çünkü edebiyat kitaplarında yalnızca bu yazıyor ve üzülerek söylemem gerekiyor ki çoğu edebiyat öğretmeninin de bu güruhtan bir farkı yok. Eser isimlerini ezberletmenin edebiyat sevgisi kazandıracağına inanıyorlar. İçeriğini önemsemiyorlar. Oysa bir milletin başına kendi edebiyatını bilmemesinden daha büyük felaket gelemez. Bilmiyorlar.

 Ben size o güzelim eserlerden birkaç satır sunayım, eğer yüreğinize dokunursa siz de bir divan alıp okuyun ve ne kaybettiğinizin farkına varın. O eserlerdeki anlam derinliğine 21.yüzyılda dahi henüz ulaşamadığımızı idrak edin.

 Bülbül gül için kılanda nale, derdine deva olur mu lale? (Bülbül gül için ağladığı zaman, lale onu avutabilir mi?)

Hak bilur yar degül canı dilümden gaib, nola ger gaib ise dildeu giryanumdan. (Allah biliyor ki sevgili her ne kadar gözümden uzaksa da gönlümden uzak değildir.)

Vaslundan ayrı ola kanum dökülse kül kül, men gülbünü belayam baharumdur  bu fasl. (Senden ayrı iken kanum gül gül olup damla halinde dökülse ne çıkar, ben belanın gül fidanıyım baharım bu fasıldır.)

Cana basdum gonce-veş peykanunı ey taze gül, döymek için hecrüne düşdüm demürden bir gönül. (Ey taze gül, senin okunu gonca gibi bağrıma bastım.  Ayrılığına dayansın diye demirden bir gönül yaptım.)

Zinet içün cism divarında etmezdüm yerün, çekmese idi ışk levhi cana timsalün senün. (Aşk can levhasına senin sembolünü çizmeseydi, vüvudumun duvarını seninle süslemezdim.)
Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Avatar
Ahmet 6 ay önce

1.Siyaset kokan hareketler bunlar yakıştiramadim.
2.Kimseyi tutan yok isteyen istediģi dili ögrenir istediği edebi eseri okuma hakkına sahiptir bu ülkede.
3.Sana bu hakkı verenede üstü kapalı bi şekilde söz söyleme hakkın yoktur.