Özgürlük… Hepimiz çok seviyoruz değil mi? Bayılıyoruz ona. Peki bu çok sevdiğimiz, bayıldığımız, uğrunda canlar verdiğimiz kavramı ne kadar iyi tanıyoruz? Bu kavramı sadece kendimiz için mi, yoksa tüm canlılar için mi geçerli sayıyoruz? Gelin biraz irdeleyelim bu mevzuyu.

     Çoğunlukla hakların diliyle ifade edilen özgürlük; kişinin diğer bireylerin haklarına saygı duyduğu sürece dilediği şekilde davranmasını, kimse tarafından zorla engellenmemesini ya da durdurulmamasını belirtir. Peki burada “birey” dediğimiz, sadece “insan” mı? Hayvanların ya da bitkilerin de hakları olduğunu söyleyemez miyiz? İnsan sadece insanlara mı saygı duymalı, yoksa diğer canlıların da hakları olduğunu savunmalı mı? Bu noktada pek çoğumuzun en az bir dalını sevdiğini düşündüğüm “sanat” denilen olgudan örnekler vererek tartışmayı alevlendirmek ve konuyu biraz daha açmak istiyorum.

     Adel Abdessemed isimli Cezayirli bir sanatçı var mesela. Bir sergisinde çeşitli hayvanların öldürülmesini ve yaralanmasını kullanarak ırkçılığın kötü bir şey olduğunu anlatmaya çalışıyor. Bunu bizzat kendisi ifade ediyor. Bu sergide yer alan kısa videolarda bir boğayı silahla vuruyor, bir atı kırbaçlayarak deviriyor, bir keçinin kafasına çekiçle vurarak onu yere seriyor. Bunları dünya üzerinde herhangi bir yerde “sanatçı” olmayan bir insan yapsa; belki polis çağırılır, belki hayvan hakları savunucuları tarafından linç edilir, belki de bunu yapan insanın psikopat olduğu düşüncesiyle akıl hastanesine sevki gerçekleştirilir. Ancak bu insan “sanatçı” olduğunu ifade edip “durun kardeşim, sanat yapıyoruz şurada” dediği zaman yaptığını meşru kılabiliyor. Hukuk falan sökmüyor ona. Çünkü kimse sanatın ne olduğunu bilmiyor. Kimse sanata sınır çizemiyor. Ee, hayvan haklarına ne oldu? Ama pardon siz… Sanat yapıyordunuz değil mi?



     Özgürlük ve sanat… Bu ikisini birbiriyle örtüştürmeyi, birini diğeriyle açmayı çok seviyoruz. Fakat yukarıda vermiş bulunduğumuz tüyler ürperten örnek insanın acımasızlığının ve bencilliğinin göstergesi olan çok sayıdaki örnekten sadece biri. Sanatı doğuran ve sınırları kaldıran insan için yaptıklarıyla çağının ötesini etkileyen ünlü bilim ve düşünce adamı Albert Einstein bakın ne diyor:

     “İnsanoğlunun en büyük zaafı, dünyanın kendi etrafında döndüğünü sanması… Hatta bütün yiyecekleri, hayvanları ve doğayı kendine sunulmuş bir nimet sanıyor. Evren dediğimiz bütün içerisinde, kendisini diğer canlılardan ayrı tutuyor. Çevreyi istediği gibi kullanıyor. Yıkıyor, yok ediyor. Hâlbuki insanoğlu bu evrende zincirin sadece küçük bir parçası... Bunu reddederek aslında kendisine bir hapishane yaratıyor. İnsanın bu yanılgıdan kurtulması en büyük özgürlüktür. Tabii bu da tam olarak mümkün olmayabilir ama bu çabanın kendisi dâhi bir nevi özgürlüktür.”

     Gerçekten bu kadar bencil miyiz? Kusura bakmayın ama evet, çok benciliz. Öyle olmadığımızı iddia edecek yüzümüz olduğunu düşünmüyorum. İçini boşalttığımız özgürlük kavramına sarılıp her türlü sapkınlığa ve kirliliğe kılıf uyduruyor, yaptığımız şeyi meşrulaştırmaya çalışıyoruz. Yaptığımızın yanlış olduğunu dile getiren birilerini fark ettiğimiz gibi “özgürlük” kalkanımızı elimize alıp “yobaz, faşist” gibi yaftalarla karşı saldırıya geçiyoruz. Eleştiri kaldıramıyor, haksızlığı kabullenemiyoruz. Çünkü “özgürlük” bizim elimizde, istediğimiz gibi pazarlarız onu… Sen ise karşıt düşünmekte özgür olamazsın, çünkü benim özgürlüğümü çiğniyorsun, çünkü benim egoma uzanıyor dilin, pis faşist, pis yobaz!
    

     Peki ne yapacağız? Bu gafletten nasıl kurtulacağız?

     “Gerçek insan iyiliği, ancak karşısındaki güçsüz bir yaratıksa bütün saflığıyla, özgürce ortaya çıkabilir. İnsan soyunun gerçek ahlaki sınavı, temel sınavı, onun, merhametine bırakılmışlara karşı olan davranışında gizlidir: Hayvanlara ve bitkilere. Ve işte bu açıdan insan soyu temel bir yenilgi yaşamıştır, o kadar temel bir yenilgi ki, bütün öteki yenilgiler kaynağını bundan almaktadır.” demiş Milan Kundera. Ne kadar da güzel söylemiş.

     Şimdi şu sese kulak ver ey saygıdeğer okuyucu…

     Kibrini ne kadar kuvvetlendirirsen yok oluşuna da o kadar yaklaşırsın.

     Gel, kibrini dindir, egonu öldür, gözlerini kapat, gönlünü aç.

     Hakikati ve özgürlüğü çok uzaklarda arama.

     Ne demiş Nikos Kazancakis:
     “Yıldızlar ölür ama ışıkları asla ölmez; tıpkı özgürlüğün çığlığı gibi.”
 
     Selametle…
Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×